Connect with us

Endüstri 4.0

Aynasız otomobiller için özel kamera

Yayın Tarihi:

on

Mitsubishi Electric, geleceğin aynasız otomobilleri için 100 metreye kadar olan mesafelerdeki nesneleri tespit edebilen özel bir kamera teknolojisi geliştirdi. Mitsubishi Electric’in tescilli Maisart markası altında, yapay zekâ teknolojisi kullanılarak geliştirilen bu yeni teknolojinin, üstün sürüş güvenliği sağlayarak özellikle sürücülerin şerit değiştirmesi sırasında yaşanabilecek kazaları önlemeye yardımcı olması hedefleniyor.

Dikiz ve kapı aynalarının yerine kamera izleme sistemlerinin yerleştirileceği aynasız otomobillerin kullanımı 2016 yılında Avrupa ve Japonya’da onaylandı. İlk ticari aynasız otomobil lansmanının ise Japonya’da önümüzdeki yıl gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bu otomobillerde yer alan nesne tanıma sistemleri, araçtaki dahili kameraların çektiği anlık görüntülerle nesneleri tespit ederek sürücüleri tehlikeli durumlara karşı uyaracak şekilde tasarlanıyor. Mitsubishi Electric’in yeni teknolojisinde ise insana özgü davranışları taklit edebilen bilgisayarlı görsel-bilişsel bir model kullanılıyor. Böylece görüş açısındaki uygun bölgelere hızla odaklanılabiliyor.

Nesne tespit mesafesi 100 metre, tespit kesinliği yüzde 81

Mitsubishi Electric’in, geleneksel kamera sistemlerine kıyasla yüksek performansı ile dikkat çeken özel kamera teknolojisi, nesne tespiti için maksimum mesafenin 30 metreden 100 metreye çıkarılmasını sağlıyor. Aynı zamanda nesne tespit kesinliğini yüzde 14’ten yüzde 81’e çıkarıyor.

Mitsubishi Electric’in tescilli Maisart markası altında yapay zekâ teknolojisi kullanılarak geliştirilen bu yeni teknoloji; yayalar, otomobiller ve motosikletler gibi farklı nesneleri ayırt edebiliyor. Gelecek dönemde kötü hava şartları, gece ve virajlı yollar gibi zorlu koşullarda daha güçlü sürüş performansına imkân tanıması üzerine çalışılan yeni teknolojinin, daha yüksek nesne tanıma ve tespit kesinliği sağlaması da hedefleniyor.

Türkiye'nin alanında en özel yayınlarına sahip MONETA 'nın sektörel dergi ve portallarının dijital platformlarda yönetimi yapmaktayım. MONETA bünyesinde yeni nesil yayıncılık alanında içerik yönetimini geliştirmeye devam ediyorum.

Endüstri 4.0

Kafanızı bulutlara çıkarın

Yayın Tarihi:

on

Bulut, daha büyük veri analizinden akıllı üretim uygulamalarının oluşturulmasına kadar, sektör için birçok fırsat sunmaktadır. Bununla birlikte, buluta bağlanmak her zaman basit değildir. Neyse ki, süreci kolaylaştırmanın yolları var.

Dünya her geçen gün daha dijital hale geliyor ve sanayi bu konuda bir istisna değil.  Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IIoT), Büyük Veri, Endüstri 4.0 ve sis, kenar ve bulut bilişim sistemlerinin yalnızca hayali kelimeler olmadığı netleşti. Bunlar hızla standart çalışma modu haline gelmektedir.

Endüstrinin bu yeni ve hâlâ gelişmekte olan gerçekliğinin ışığında, her akıllı cihazın ortak üç ana unsura sahip olduğunu anlamak önemlidir: Fiziksel bir bileşen (mekanik veya elektronik), akıllı bileşenler (sensörler, işlemciler veya kontrol üniteleri) ve ağ bileşenleri. Bu elemanların birlikte çalışabilirliği, optimizasyon ve daha fazla otomasyon potansiyeli sunmaktadır.

Ve bu cihazlar ile etkileşim uzaktan (yani, bulut aracılığıyla) yapılabildiği için, üretim yöneticilerinin sadece bir bitkinin değil, birçoğunun bütünsel bir görüntüsünü kazanmalarına izin vererek, dinamik ad hoc ayarlamaları mümkündür. Sonuç kullanıcı tarafından yönetilen veri kontrolü, uzaktan işletim ve sürekli optimizasyondur.

Bu bağlanabilirlik seviyesiyle, veri toplama ve veri dağıtımı çağdaş otomasyon başarısının temel öğeleri haline gelmiştir. Peki bağlantının ötesinde, bulut bu denklemi nasıl oluşturuyor.

Anahtar IIoT’de

Bulut sistemleri popüler bir veri toplama noktasından daha fazlasıdır. Yapısının niteliği, fiziksel üretim sistemleriyle bağlantılı olarak üretim zincirine sağlam bir omurga sağlar. Ürün ve üretim veritabanlarını, süreçleri değerlendirmek için analiz platformlarını ve operasyon sırasında üretim makinelerini otomatik olarak kontrol etmek ve optimize etmek için akıllı üretim uygulamasını destekler.

Artık bulut yardımıyla toplanabilecek ve analiz edilebilecek tüm bilgilerin kontrol derecesi, verinin kurumsal kaynak planlaması (ERP), müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) ve ürün yaşam döngüsü (PLM), yönetiminden tescilli şirket verileriyle zenginleştirilebileceği anlamına geliyor. Ayrıca, harici veriler (enerji maliyetleri, trafik veya hava durumu verileri gibi) analiz sürecine entegre edilebilir.

Endüstri için, klasik IT uygulamalarına göre bulut servislerinin avantajı, yüksek seviye esneklikte ve özellikle sistemlerin ölçeklenebilirliğinde yatar. Buna ek olarak, yönetimi basitleştirerek maliyeti düşürür çünkü bulut sistemleri; donanım, operasyonel sistemler ve ağ sistemleri gibi basit yapıları standardize etmeyi bizlere sunar.

Buluta bağlantı

Şu anda bulut sistemlerine bağlanmak çok adımlı süreçleri gerektirir. Tipik olarak, bir programlanabilir lojik kontrolör (PLC), daha sonra bulutla bağlantı kurmadan önce bir tarihçiye veya arşive bağlanan bir denetleyici kontrol ve veri toplama (SCADA) sistemine bağlanır. Sonuç olarak, klasik merkezi kontrolör kullanan klasik otomasyon piramidi yavaş yavaş yok oluyor ve bu yeni “normal”in yolunu açıyor.

WAGO’nun PLC’leri (örneğin PFC100 gibi) doğrudan bulutla bağlantı kurarak tüm bu süreçleri ortadan kaldırıyor. Güvenli bir şekilde bağlandıktan sonra, bu PLC’ler sensörler ve saha ekipmanlarından veriye erişebilir. Ayrıca, mevcut kontrol cihazlarına Modbus, EtherNet / IP veya Profibus gibi endüstriyel fieldbus protokolleri üzerinden bağlanabilirler.

Güvenlik endişeleri, her zaman olduğu gibi, çok büyük öneme sahiptir ve bulut teknolojisinin hızla çoğalması için en büyük engel olmaya devam etmektedir. WAGO PLC’ler, TLS, VPN ve bir güvenlik duvarı içeren kapsamlı güvenlik sistemleri ile donatılmıştır. Tümleşik güvenlik duvarı onaylanmış bağlantılar için güncelleştirilmiş bir beyaz listeyi koruyacaktır. TLS 1.2 ile Linux tabanlı, şifreli teknolojilerin uygulanması için, bir IPsec veya OpenVPN bağlantısıyla, PLC’den doğrudan şifrelenmiş verilerin kullanımına izin vererek uygulanabilir.  Tüm bu sistemler, mevcut ve gelecekteki tehditleri engellemek için sürekli olarak güncellenmektedir. PLC’lerimizdeki bu yüksek seviyede entegre koruma, yüksek güvenlik sağlanabileceği anlamına gelir.

Ek olarak, WAGO PLC’leri, MQTT protokolü aracılığıyla iletişim kurabilir; bu, birçok bulut servis sağlayıcısının sahadaki cihazlarını buluta bağlamak için kullandıkları, gittikçe yaygınlaşan bir iletişim yöntemidir. Bu protokolün kullanılması, PFC denetleyici ailesi arasındaki bağlantıların Microsoft’un Azure IoT Suite, Amazon Web Services, IBM Bluemix veya WAGO bulutu gibi birden çok bulut hizmeti platformuna genişletme imkânı sunar. Basit bir açılır sekme, kullanıcılara her bir platform için gerekli alanları otomatik olarak sağlarken, istedikleri bulut hizmetini seçmelerine olanak tanır. Bağlam açısından zengin bilgiler gerektiren uygulamalar için, Sparkplug open standard, herhangi bir yapılandırma gerekmeden MQTT sunucularına bağlantı sağlar.

Açıkçası, aklınızı bulutlara çıkarmanın birçok yolu var; zor kısım ise bu sırada ayaklarınızı sağlam şekilde yere basabilmektir. Neyse ki, kullanıcıların IIoT’ye olan yakınlıkları büyüdükçe, uygulanan kolay çözümler, sistemin sürekliliği adına güçlü bir dayanak kazanmasını sağlıyor.

Devamını Oku

Endüstri 4.0

“İnsan-makine ortaklığında yeni bir çağ başlıyor”

Yayın Tarihi:

on

Dell Technologies, hayatımıza her geçen gün daha da fazla girmeye başlayan yapay zekâ, artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, nesnelerin interneti ve bulut bilişimin 2018 yılında yaşamlarımızı nasıl değiştireceği konusundaki öngörülerini açıkladı. İnsanların ve makinelerin birbiriyle daha yakın bir şekilde çalışacağı yeni bir çağın başladığını belirten Dell EMC Ortadoğu, Türkiye ve Afrika’dan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Mohammed Amin, bu çağda sistemlerin daha fazla entegre olup insan hayatını kolaylaştıran etkin çözümler üreteceğini öngörüyor.

Mohammed Amin’in 2018 öngörüleri şu şekilde sıralanıyor:

1) Yapay zekâ “düşünme görevlerini” hızla yerine getirecek.

Önümüzdeki birkaç yıl içinde yapay zekâ, sadece veri düzenlemede değil veriye göre harekete geçmede de harcadığımız zamanı kısaltacak. İşletmeler, kendileri adına veri odaklı “düşünme görevlerini” yerine getirmesi için yapay zekâdan faydalanarak yeniliklerin kapsamını belirleme, içeriğini tartışma, senaryosunu planlama ve test etme sürelerini önemli oranda kısaltacak.  

2) Nesnelerin IQ’su artmaya başlayacak.

2018 yılından başlayarak nesnelerin internetinin can verdiği şehirleri, işletmeleri, evleri ve taşıtları daha fazla görmeye başlayacağız. İşlem gücü maliyetinin düşmesi ve bağlantı maliyetlerinin 0 $’a yaklaşması ile yakın zamanda 100 milyara ve sonra da bir trilyona yakın bağlı cihaza sahip olacağız. Tüm bu verilerin yapay zekânın gücüne sahip işlem gücüyle birleşimi de makinelerin, kaynaklarımızı daha iyi bir şekilde yönetmesine yardımcı olacak. Teknoloji, bizim bir uzantımız gibi işleyecek. Her nesne akıllı hale gelecek ve daha akıllı hayatlar yaşamamıza olanak sağlayacak.

3) Artırılmış gerçeklik gözlüklerini daha fazla kullanmaya başlayacağız.

2018’den itibaren artırılmış gerçeklik gözlüklerini daha fazla kullanmaya başlayacağız. Örneğin inşaat işçisi, mimar ve mühendis ekipleri; tek bir proje görünümü üzerinden yeni yapıları görselleştirmek, çalışmalarını koordine etmek ve bir teknisyen sahaya gelemediğinde çalışanlara iş üstü eğitimi vermek için artırılmış gerçeklik gözlükleri kullanıyor. Bu tarz uygulamaları özellikle oyun ve eğlence sektörlerinde daha fazla görmeye başlayacağız.

4) Şirketler müşterilerini daha iyi anlamaya başlayacak.

Dell Technologies Dijital Dönüşüm Endeksi, orta ila büyük ölçekli kurumlardaki liderlerin %45’inin beş yıl içinde kurumlarının işe yaramaz olacağına inandıklarını ve %78’inin yeni kurulmuş teknoloji şirketlerini işletmelerine bir tehdit olarak gördüklerini gösteriyor. Şirketler müşterilerin davranışlarını makine öğrenimi ve yapay zekâ sayesinde daha doğru bir şekilde belirleyip bu doğrultuda hizmet sunmaya başlayacak.

5) Sanal gerçeklik, önyargılarımızdan bağımsız hareket etmemize yardımcı olacak.

Önümüzdeki on yıl içerisinde sanal gerçeklik ve yapay zekâ gibi teknolojiler insanların duygularından ve önyargılarından bağımsız hareket etmesine yardımcı olacak. Birkaç sene içerisinde yapay zekânın bilinçli ve bilinç dışı önyargıları gidermesi için işe alım ve terfi prosedürlerine uygulandığını göreceğiz. Bunun yanı sıra sanal gerçeklik, iş mülakatlarında potansiyel bir çalışanın gerçek kimliğini bir avatar ile maskeleyerek, iş görüşmelerinde sadece liyakatin kriter alınmasını sağlayacak.

6) Medya ve eğlence, e-spor ile yeni bir çığır açacak.

2018 yılında sanal gerçeklik gözlüklerini kullanımının artmasıyla dünyada ilginin her geçen gün arttığı e-spor, ana akım haline gelecek. Bu teknoloji sayesinde belirli bir fiziksel yeterliliğe veya güce sahip olmadan başarıya ulaşmak mümkün.

7) Mega-bulut’a doğru yolculuk başlayacak.

Bulut teknolojisinden bir sonraki adım olan, birden çok bulutun uyumlu ve bütüncül bir şekilde çalışacağı mega bulut teknolojisine geçiş başlayacak. Mega bulutu oluşturmak için ağ oluşturmada (veriyi bulutlar arasında taşımada), depolamada (veriyi doğru buluta yerleştirmede), hesaplamada (iş yükleri için en iyi işlem yapma ve hızlandırma olanağından faydalanmada), organizasyonda (ağ iletişimini, depolamayı ve hesaplamayı bulutlar genelinde ilişkilendirmede) çoklu bulut inovasyonlarını hayata geçirmemiz gerekecek.

8) Şirketler siber güvenliğe öncelik verecek.

Makinelerle giderek artan ilişkilerimiz göz önüne alındığında, yaşanan ufak aksaklıklar büyük sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle önümüzdeki yıl uluslararası şirketler siber güvenlik araçlarına ve teknolojilerine öncelik verecek.

Devamını Oku

Endüstri 4.0

Corporate Philosophy Video

Yayın Tarihi:

on

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement

Trendler