Connect with us

Endüstri 4.0

Dahili malzeme akışında otomatik sürüş sistemleri

Yayın Tarihi:

on

Otonom araçlar için KOLLMORGEN’ın AKM yapı serisine ait 48 Volt bobinli DC servo motorları

Otonom araçlar için KOLLMORGEN’ın AKM yapı serisine ait 48 Volt bobinli DC servo motorları

Bundan daha uyumlu bir isim olamazdı. İsmini; 80’li yıllarda hızlı ve doğrudan hedefe varan yolları bulmasıyla listelerin hiti olan oyundan alan Packman 200 ile Opteq Robotics firması malzeme akışı için kendiliğinden hareket eden çözümler geliştirdi. Klasik Japon oyununda; yanlış dönüş sarı kahramanımızın obur ruhların kurbanı olacağından, oyunun anında bitmesi demektir, Hollandalı firma için de dolambaçlı yollar aynı şekilde kayıp anlamına geliyordu. Bu; hızlı malzeme akışında kaybedilen zaman demekti. Packman 200’de tahrik olarak KOLLMORGEN’ın AKM senkron servo motorları kullanılıyor, hem de 48 Volt gerilim için özel olarak ayarlanan bobinlerle.

Packman 200 yolunu kaybetmesin diye mobil robot sistemleri WiFi aracılığıyla bir filo yönetim sistemine bağlandı, bu sistem yine bir üst ERP sistemiyle haberleşerek buradan sürüş talimatlarını alıyor. Industrie 4.0 fikirlerinden yola çıkarak ağ öyle sık adımlarla çalışıyor ki, ANT(Autonomous Navigation Tool) daime doğru Packman’ı görevlendiriyor. Hangisinin doğru olduğu örneğin hedef göreve olan mesafenin uzaklığına, akünün güncel kapasitesine ve ilgili modelin verilen görevdeki kargo ağırlığını taşımaya elverişli olup olmadığına bağlıdır. „Otomatik sürüş sistemlerimiz modüler yapıdadır, bu yüzden farklı ağırlık sınıfları bulunmaktadır“, diyor
Henk Kiela, Probotics Şirket Müdürü. Güncel model 40 kilogram olan kendi ağırlığıyla, ağırlığı 150 kilograma kadar olan yükleri taşıyabilir  ve bunu da altı saatten fazla çalışma kapasitesiyle yapar. Daha sonra mobil yardımcıların yeniden yükleme istasyonuna gitmeleri gerekmektedir. Üretim adasının esnek bir şekilde birbirine bağlanması Nimwegen’in güneyinde küçük bir kasaba olan Haps’ta bulunan Hollandalı firma; kullanım alanı olarak büyük lojistik merkezlerinden daha ziyade imalat firmalarını veya klinikleri görüyor.

Üretim adasının esnek bir şekilde birbirine bağlanması
Nimwegen’in güneyinde küçük bir kasaba olan Haps’ta bulunan Hollandalı firma; kullanım alanı olarak büyük lojistik merkezlerinden daha ziyade imalat firmalarını veya klinikleri görüyor. Packman 200 burada, önceden çalışanların kat etmek zorunda olduğu ve zamanlarından çalan nakliye yollarını otomatikleştiriyor. Örnek olarak Henk Kiela; sabit bir rota kılavuzu olmayan üretim adalarının farklı şekillerde kurulabilen bağlantılarından söz ediyor. „Bizim çözümümüzdeki farklılık; rotalar için manyetik yollara ihtiyacımızın olmaması. Biz daha çok,
programlamanın verdiği serbestlik sınırları içerisinde, farklı yolları kat etme gücüne sahibiz. Bu da değiştirilebilen üretimlere entegrasyonu oldukça basit ve maliyet açısından da cazip kılıyor“ sözleriyle vurguluyor, aynı zamanda Eindhoven’da Fontys Yüksek Okulu kampüsünde mekatronik ve robotik alanında profesör olarak çalışan firma sahibi.

Mobil birimler, klasik otomasyon piramidi üzerinden bağlanarak yola çıktığından ve böylece malzeme akışını arttırdığından, Industrie 4.0’ın güçlü birer temsilcisi. Otonom akıllı araçları (autonomous intelligent vehicle / AIV) çekici kılan bir diğer husus da; bunların az bileşenli sade bir yapıda olması. İçerisine genel olarak bakıldığında; mesafelerin tespit edilmesi için bir lazer sensörü, akü takımı, Motion Control ile birlikte yüksek performanslı bir kontrol sistemi ve ayrıca çark tahriki olarak KOLLMORGEN’ın AKM serisinden gövde büyüklüğü 3 olan iki adet düşük gerilimli DC Servo motor bulunuyor.

Rezervli 48 volt tahrikler
AKM-31 normalde 400 V bobiniyle 1,3 kW değerinde bir nominal güce sahiptir. 48 Volt’a uydurulmasıyla kompakt birimler doğrudan takılmış planet şanzımanlarla birlikte 300 Watt güç tedarik ediyor. Tam entegre otomasyon sistemlerinin tedarikçisi olarak SigmaControl; Sigmatek’in S-Dias serisine ait servo güçlendiricileri KOLLMORGEN’ın motorlarıyla birlikte kullanıyor. „Bu sayede ideal çifti bir araya getirdik, direksiyon hareketi farklı devir sayılarını tekerlere iletiyor ve ayrıca akış kumandası da Motion Control’ü tam olarak üstleniyor “sözleriyle
memnuniyetini belirtiyor Frank ten Velde, SIGMATEK Hollanda’nın tek yetkili distribütörü olan Sigma Control’ün müşteri yöneticisi. Aks modülü DC 061 neredeyse 300 W nominal güç tedarik ediyor ve 48 V DC’de 6A’ya kadar daimi akıma sahip bir senkron servo motorun kontrolü için tasarlandı. Modül kısa süreli olarak 15 A değerine kadar uç akım tedarik edebildiğinden dolayı, bu modülle mobil nakliye robotlarının hareketinde gerekli olan başlangıç torklarına çok iyi şekilde hakim olunmaktadır. „Böylece tahrik teknolojisinin sürekli olarak aşırı boyutlandırılmasının önüne geçiyoruz. Böylece yerden tasarruf ediyoruz ve aküler daha az elektrik enerjisi tedarik etmek zorunda olduğundan kapsama alanını artırıyoruz. Dynamic Drives ile birlikte firma, 20 yıldan uzun süreden beri Belçika ve Hollanda’da tescilli ortak olarak KOLLMORGEN ile beraber çalışıyor.

Packman’ın başka çeşitleri için daha fazla hareket alanı olması için tasarım da ayrıca oldukça cömert şekilde yapıldı. „Çeşitliliği azaltıyoruz. Bu şekilde müşterilerimiz hem satın alma esnasında hem de daha sonraki stoklamada azalan maliyetler sayesinde kar elde ediyor“ diyerek açıklıyor ten Velde. Sistem entegratörü için güç rezervleri bu durumda sadece avantaj sağlıyor. „Sunduğumuz regülatörlerin dört ya da altı amper için olması arasında fiyat olarak
neredeyse hiç fark yok. Ancak çözüm alanı belirgin biçimde genişliyor.“ Bu bakış açısı; 48 Volt AKM servo motorların SIGMATEK-Motion-Control-System ile kombine halde, yüksek dinamik bir konumlandırmayı gerektiren uygulamaları da gerçekleştirebilmeyi mümkün kılıyor. Bu tür uygulamalar düzenli olarak ambalaj teknolojisinde örneğin etiketlemede kendine yer buluyor.

Tahrik ve kontrol teknolojisi kolayca uyarlanabiliyor
Henk Kiela, Packman 200’ün manevi babası; tahrik teknolojisinin sadece işlev ve performansının yanı sıra KOLLMORGEN ve SIGMATEK’in tahrik ve kontrol çözümlerinin programlanmasının ve konfigürasyonunun kolaylığını da değerli buluyor. „Bu sayede Packman 200’ü örneğin kolayca farklı farklı zemin koşullarına uyarlayabilme imkanı yakaladık. Sert bir alt tabakada tahrik teknolojisini, havalı lastiklere mükemmel derecede uyum sağlayabilecek şekilde optimize edebilirim“

Hollandalı yenilikçi firma asıl uzmanlık olarak sistem geliştirme ve entegrasyonuna yoğunlaştığından, mekatronik profesörü ve geliştirme ekibi gerçekleştirme kısmını „Tam da, bir projenin başlangıcında hayal ettiğimiz şekilde çalışan teknolojiyi temin ediyor“ dedikleri iş ortağına bırakıyor. KOLLMORGEN ile Sigma Control’ün ortak çalışmasının ne derece başarılı olduğu, Packman 200’ün prototipinin sadece üç ay süren kısa gerçekleştirme sürecinde belli oldu. „Tahrikleri kendi başıma nasıl birleştirebileceğimi zaten biliyorum. Ancak bu çok vakit alır.
Önceden hazırlanmış standart fonksiyonlu bağlamaya hazır bir çözüm satın alıp nesne yönelimli programlama yerine kendi robot sistemimize konsantre olursam, bu vakti kendime saklayabilirim“

Daha önemli uygulamalar için daha fazla boş alan
Mekatronik ve robotik profesörü; Packman 200 gibi sistemlerin işletme içi ürün akışını belirgin derecede verimli hale getirdiğini düşünüyor. „En az yüzde 15 oranında bir tasarruf olduğunu tahmin ediyoruz.“ Bu potansiyelin ışığında kendisi, gelecek on yıl içerisinde hareketli robotların çoktan piyasaya yayılacağını düşünüyor. Buradaki hedef personelden tasarruf etmek değil, tam tersi verimsiz işletme içi nakliye görevlerinde bu personellerin iş yükünü azaltmak. Üretim endüstrisinde kullanım alanlarının yanı sıra ona göre kliniklerdeki görevler de bunların kullanım alanına giriyor. Buradaki asıl soru şu: Neden bakım personeli zaten kısıtlı olan vaktini hastane atıklarının, yatak örtülerinin veya içeceklerin taşınmasıyla öldürsün? Verimdeki artış böylelikle hastalara daha fazla zaman harcamak için hada fazla serbestlik sağlıyor.

Rotalar farklı farklı belirlenebiliyor – bu da Hollandalıların çözümünün kullanımda oldukça esnek olmasını sağlıyor.

40 kilogram ağırlığındaki AIV’ler 150 kilograma kadar yükleri taşıyabiliyor.

Servo motorların kontrolü için Dynamic Drives, Sigmatek’in tamamen kompakt bir
kontrol çözümünü kullanıyor – aynı şekilde 48 Volt gerilimle.

Optec her iki çark için tahrik olarak KOLLMORGEN’ın AKM serisinden 48 voltluk
seçeneğiyle senkron servo motorları kullanıyor.

Programlanmış rotada engellerin olması durumunda lazer sensörü bunları tespit
ediyor ve kontrol de hemen sapma rotasını hesaplıyor.

AKM DC Servo Motor, Düşük Voltaj

İşletme içi malzeme akışı için otonom sürüş sistemleri alanının öncüleri:
Probotics’ten Henk Kiela (solda) ve Peter Janssern

Frank ten Velde, SİGMATEK Hollanda’nın tek distribütörü, SigmaControl Müşteri
Yöneticisi

Yazarın fotoğrafı
Sandra Becker KOLLMORGEN Ratingen’in Avrupa Pazarlama İletişimi’nden sorumlu

Yazan: Sandra Becker, EMEA & Hindistan Pazarlama İletişim Şefi, KOLLMORGEN, Ratingen

Türkiye'nin alanında en özel yayınlarına sahip MONETA 'nın sektörel dergi ve portallarının dijital platformlarda yönetimi yapmaktayım. MONETA bünyesinde yeni nesil yayıncılık alanında içerik yönetimini geliştirmeye devam ediyorum.

Endüstri 4.0

Rakamlarla nesnelerin interneti

Yayın Tarihi:

on

Nesnelerin interneti olarak bilinen IoT, nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağıdır. Bu kavramın son yıllarda daha sık karşımıza çıkmasında, IoT’nin geleceğin en güçlü büyüme unsurlarından biri olarak gösterilmesi rol oynamıştır.

Nesnelerin interneti teknolojilerine olan ilgi çığ gibi büyüyor. Yapılan araştırmalara göre sektör hacmi yakın zamanda 1 trilyon doları aşacak. IDC tarafından yayımlanan son rapor da bu iddiaları güçlendiriyor. IDC’ye göre, 2020’ye gelindiğinde nesnelerin interneti 1 trilyon dolarlık pazara sahip olacak. 2021 yılında ise 1,1 trilyon dolarlık işlem hacmi bekleniyor.

Nesnelerin interneti teknolojileri ile geliştirilen donanım, yazılım, güvenlik ve finansal hizmet pazarının bu yıl sonuna kadar 674 milyar dolar hacmine ulaşması öngörülürken, gelecek yıl için yapılan tahmin ise 772,5 milyar dolar seviyesinde.

Zion Market Research’ün yaptığı son çalışmaya göre de, Endüstriyel İnternet (IIoT) pazarının küresel büyüklüğü 2017 yılında 145.81 milyar dolar olarak hesaplandı. Pazarın 2023 yılında yaklaşık 232.15 milyar dolara ulaşması beklenirken, 2018 ve 2023 yılları arasındaki büyüme oranının yaklaşık %8,06 olacağı öngörüldü.

2020’de 50 milyar cihaz birbirine bağlanacak

Cisco’nun tahminine göre, bugün itibariyle 15 milyar olan bağlantılı cihaz sayısı, 2020’ye kadar dünya genelinde 50 milyara ulaşacak. GE’nin tahmini de 2020’de 50 milyar cihazın internete bağlanacağı yönünde. Intel ise bu konuda daha agresif bir tahmin ileri sürerek, 2020’ye kadar 200 milyara yakın cihazın bağlantılı olacağını iddia ediyor. Ocak ayında düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’nda yayınlanan Accenture’ın raporunda ise Endüstriyel İnternet’in 2030 yılında küresel ekonomiye 14 trilyon dolar ekleyebileceği belirtiliyor.

Business Insider’ın 2018 yılında yayınladığı 2016 ve 2017’yi kıyaslayan IoT raporunda, 2025’te 55 milyardan fazla IoT cihazı olacağı tahmin ediliyor. Dünya çapında 400’den fazla anahtar konumdaki yöneticiden derlenen bilgilere göre, son birkaç yıldır adeta bir trend haline gelen IoT, zamanla daha da popülerleşecek ve şu anki pazar hacmini altıya katlayacak. Raporda en çok dikkat çeken detaylardan birisi ise firmaların orta vadede IoT yatırım planlarını daha büyük ölçeklere taşımış olmaları. Raporda, 2017 ve 2025 arasında 15 trilyon dolara yakın bir IoT yatırımı yapılacağı belirtiliyor.

Pazar lideri Çin

Dünya çapında mobil operatörlerin çıkarlarını temsil eden bir organizasyon olan GSMA tarafından yayınlanan rapora göre endüstriyel IoT pazarında Çin’in üstünlüğü her geçen gün artıyor. Bunun başlıca nedeni olarak sektörün devlet tarafından güçlü bir şekilde desteklenmesi ve Çin’de hızla gelişen makine öğrenmesi teknolojisi gösteriliyor.

GSMA’ya göre Çin, IoT pazarının üçte birini oluşturuyor. 2025 yılında tüm dünyada 13,8 milyar IoT bağlantılı cihazın bulunacağı, bu cihazların 4,1 milyarının Çin’de bulunacağı öngörülüyor.

Bu kadar hızlı büyüyen IoT’nin bu hızını koruyabilmesi için bazı engelleri aşması gerekiyor. Bu engellerin en başında ise güvenlik kaygıları geliyor.

En önemli harcama kalemi “güvenlik”

Nesnelerin İnterneti (IoT) tabanlı saldırılar günümüz siber dünyasının en büyük güvenlik sorunlarından birini oluşturuyor.

HP’nin 2015’te yaptığı bir IoT araştırması; o dönemde, bulut ve mobil uygulama bileşenleri kullanan cihazların %80’inin parolalarının yeterli karmaşıklık ve uzunluk gerektirmediğini, ayrıca cihazların %70’inin şifrelenmemiş şebeke hizmeti kullandığını ortaya koydu. HP’nin bu raporundan bir yıl sonra, Ekim 2016’da Kuzey Amerika’da meydana gelen ve internetin bazı kısımlarını kullanılmaz hale getiren “Hizmet Reddi” (DNS) saldırısı, siber saldırılara karşı alınması gereken güvenlik önlemlerinin önemini artırdı.

Dünyanın önde gelen araştırma kuruluşlarından biri olan Gartner tarafından yapılan yeni bir araştırma ise kuruluşların yaklaşık %20’sinin son üç yılda, en az bir IoT tabanlı saldırıya maruz kaldığını ortaya koydu.

Güvenlik harcamaları %28 arttı

Gartner’ın Mart ayında yayınladığı “Forecast: IoT Security, Worldwide 2018” adlı rapora göre, nesnelerin interneti cihazlarına güvenlik sağlamak giderek pahalılaşıyor. Analist firma, 2017 yılında 1,2 milyar dolar olan IoT güvenlik harcamalarının 2018 yılında %28 artışla 1,5 milyar dolara ulaşacağını belirtirken, IoT güvenliğinin 2021 yılında 3.1 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Sensörler, robotlar ve uzaktan bağlantı sunan akıllı cihazların, genellikle bulut tabanlı hizmetler üzerinden kullanılması ve otomasyonun geliştirilmesi, Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IoT) ya da Dördüncü Sanayi Devrimi olarak tanımlanan dönüşüm kapsamında değerlendirildiğinde; IoT güvenliği enerji, petrol, gaz, ulaştırma ve üretim gibi operasyonel teknolojiyi kullanan sektörleri birinci derecede etkiliyor.

Gartner, dünya çapındaki güvenlik harcamalarında yıllık olarak istikrarlı bir artış öngörüyor. Ancak IoT için 2020 yılına kadar bu durum geçerli değil. IoT güvenliğine yönelik büyümenin önündeki en büyük engel olarak, IoT güvenlik planlamasında güvenlikle ilgili üçüncü parti uygulamalara öncelik verilmesi gösteriliyor. Rapora göre, bu durumun IoT güvenliği üzerindeki potansiyel harcamayı %80 oranında engelleyeceği bildiriliyor.

Makoto Consulting Group danışmanlarından Steven Perry ise, IBM “The developer Works” için hazırladığı makalesinde, güvenliği ciddiye alan IoT cihaz üreticileri olduğunu ancak ucuz cihaz üreticilerinin ürünü hızlı kurmayı kolaylaştırmaya odaklandıklarının üzerinde duruyor. Perry, birçok IoT cihazının şifrelemeyi desteklemediğini belirtirken, kullanmayı düşündüğümüz cihazları araştırırken şifrelemenin yeterli ölçüde sağladığından emin olmak için ödevimizi gerçekten iyi yapmamız gerektiğini de vurguluyor.

Gartner, IoT güvenlik deliklerinin, özellikle ağır bir şekilde düzenlenmiş olan sağlık ve otomotiv gibi endüstriler için gelecekte ele alınacağını tahmin ediyor. Gartner ayrıca 2021 yılına kadar, IoT güvenliğinin, endüstri ve hükümet yönetmeliğine uyma gereği nedeniyle giderek artacağını öngörüyor.

Raporda, 2021 yılına gelindiğinde, mevzuata uygunluğun IoT güvenlik sektörü için odak noktası haline geleceği tahmin ediliyor. Üreticilerin, kritik altyapı korumasını geliştirmeyi amaçlayan çeşitli yönetmeliklere uymak zorunda kalmaları, IoT güvenliği yatırımlarının hız kazanmasında en önemli faktör olarak göze çarpıyor.

Fırsatları doğru değerlendiren şirketler daha mı başarılı olacak?

Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojileri, sağlık, perakende, otomotiv ve taşımacılık dahil olmak üzere birçok sektörü dönüştürmeye hazır durumda ve bu endüstriler için, güvenilirliği, üretimi ve müşteri memnuniyetini önemli ölçüde artırması bekleniyor.

Ancak arabaları, evleri, giyilebilir teknolojileri, günlük kullanım ürünlerini, şehirleri hatta stadyumları “bulut”a bağlayan IoT bu kadar popüler olmasına ve sürekli kullanılmasına rağmen tüketicilerin %80 gibi büyük bir oranı, hâlâ IoT’nin ne anlam ifade ettiğini ve IoT’den nasıl yararlanacaklarını bilmiyorlar.

Gartner Araştırma Başkan Yardımcısı Mark Hung, nesnelerin internetinin iş ve teknolojide en tanıdık ve belki de en çok hecelenen ifadelerden biri haline geldiğini, IoT’nin en büyük engelinin, çoğu işletmenin bu teknolojiyle ne yapacağını bilmemesi olduğunu ileri sürüyor.

Bu nedenle IoT teknolojilerinin ve çözümlerinin, yeni iş modelleri için operasyonel iyileştirmelerin, yeni geliştirilmiş ürün ve hizmetler ile nasıl fırsatlar yaratacağını anlayan şirketlerin, bu süreçte başarılı olacağı öngörülüyor.

Devamını Oku

Endüstri 4.0

VMware dijital altyapıyı sınır ve IoT’a taşıyor

Yayın Tarihi:

on

VMworld, yeni IoT hizmetleriyle desteklenen genişletilmiş sınır bilişim stratejisi açıklandı.  

VMware, VWworld’de sınır bilişim yaklaşımını paylaştı. Şirket, VMware hibrit ve çoklu bulut ortamlarını edge’e (sınıra) doğru genişleten bir çerçeve geliştiriyor. Sınır bilişim ve IoT teknolojileri her geçen gün daha da yaygın hale geldikçe; milyarlarca bağlı cihaz da güvenli, yönetilebilir ve otomatikleştirilebilir bir bilişim boyutuna ihtiyaç duyuyor. Şirket, yerel zekâ ve VMware’in network sınır yatırımlarına dayanan veri merkezinden buluta ve sınıra uzanan bir bilişim hizmeti sunarak müşterilerine destek olacak.

VMware; müşterilerinin, uygulamalar için gereken altyapıyla uğraşmaktansa kendi iş alanlarıyla ilgili uygulamalar geliştirmeye odaklanabilmeleri için sınır ve IoT altyapısının karmaşıklığını azaltırken, güvenliğini ve ölçeklenebilirliğini de kolaylaştırıyor. Şirket, bunu üç şekilde gerçekleştiriyor:

Müşterilerinin sınır stratejisinin kontrolü ve sadeleştirilmesi: Müşterilerinin hibrit bulut dijital altyapılarını sınıra doğru genişletmelerine ve uygulamalarını pek çok platformda çalıştırmalarına olanak sağlıyor.

Müşterilerinin sınır bilişim süreçlerinin daha güvenli, bağlantılı ve yönetilebilir kılınması: Müşterilerinin sınır bilişim süreçlerini ve IoT ürünlerini daha güvenli hale getirmesine, ölçeklendirebilmesine ve yönetmesine olanak tanıyor.

Müşterilerinin inovasyon çalışmalarının hızlandırılması ve ölçeklendirilmesi: Sınır ve IoT uygulamaları ve çözümlerinin hızla teslim edilip benimsenmesini sağlayarak, müşteri inovasyonlarına ivme katıyor ve ölçeklenebilirliği mümkün kılıyor.

VMware’in hibrit bulut, çoklu bulut ve yerli bulut teknolojilerinden oluşan ve yeni sınır teknolojilerine odaklanan çalışmalarıyla birleşen geniş portföyü; hem operasyonlar, BT veya geliştiricilere hem de müşterilere sınır için son derece önemli yeteneklerle birlikte bulutun gücünü sunmayı hedefliyor ve bunu VeloCloud tarafından desteklenen VMware NSX SD-WAN ile yapıyor. Ayrıca VMworld 2018’deki genel oturumda piyasaya sunulmadan önce ön tanıtımı yapılan VMware teknolojisi Project Dimension da VMware Cloud’un veri merkezi ve sınıra açılmasını sağlayacak. Project Dimension, VMware tarafından çalıştırılan uçtan uca bir hizmet olarak yazılım-tanımlı bir veri merkezi altyapısı sunmak üzere hiper-yakınsamalı form faktöründe VMware Cloud Foundation ile bulut kontrol düzlemini birleştirecek. Project Dimension, operasyonel karmaşıklığı ve veri merkeziyle sınırdaki maliyeti önemli ölçüde azaltacak ve müşterilerin inovasyona odaklanmalarının yanı sıra işlerini farklılaştırmalarına olanak sağlayan dâhili güvenlik ve yalıtım avantajı sunacak.

Dell Technologies ve VMware, ortak müşterilerine uçtan uca sınır bilişim ve IoT arasında geçiş ve optimizasyon konusunda yardımcı olacak ortak bir vizyona sahip. İki şirket de sınırdan merkeze ve buluta geçen müşterilerini desteklemeye odaklı: Bu odak noktası, sınır ve IoT çözümlerini hızlandırmalarını ve özel bir amaca yönelik olarak geliştirilen IoT çözümlerini hem Dell Technologies ve VMware olarak hem de ortaklarıyla beraber sunmalarını sağlayacak.  

Gözetimde Dell Technologies IoT çözümü

Dell Technologies, esneklik ve kişiselleştirme sayesinde yatırımlardan hızla dönüş alınması için tasarlanan Dell Technologies IoT Solution for Surveillance’i duyurdu. IoT alanında başta Dell Technologies olmak üzere VMware’in de katkıda bulunduğu inovasyon çalışmalarının sonucu olan bu kompakt çözüm, sınırdaki veriyi toplamak ve analiz etmek amacıyla VMware Pulse IoT Merkezi ve VMware yazılım tanımlı veri merkezini içeriyor.

Cihazlarda sınır yönetimi

VMware’in IoT altyapı yönetimi çözümü olan VMware Pulse IoT Center 2.0; müşterilerine daha geniş yönetim, daha akıllı operasyonlar, daha hızlı inovasyon ve daha iyi koruma sağlamak üzere tasarlanan güncellenmiş özellikler sunacak. Birlikte ele alındığında, bu yeni yetenekler SaaS desteği ve ek güvenlik özellikleriyle yüz binlerce IoT aygıtına varan büyüklükte IoT dağıtımlarını destekleyecek.

Müşteriler, ihtiyaçları doğrultusunda VMware Pulse IoT Center’ı kurum içi veya SaaS çözümü olarak kullanabilecekler. SaaS hizmetleri VMware ve VCPP ortakları tarafından sağlanacak. Ayrıca, genişletilebilme özelliği artırılan RESTful API’leri, müşteri ve iş ortağı entegrasyonu için işlevsellikler sağlayacak. Son olarak, müşteriler rol temelli kullanıcı erişiminin yanı sıra farklı kuruluşlar ve kullanım durumları için çoklu kiracı kısıtlama erişimini de geliştirebilecek.

 

Devamını Oku

Endüstri 4.0

Kafanızı bulutlara çıkarın

Yayın Tarihi:

on

Bulut, daha büyük veri analizinden akıllı üretim uygulamalarının oluşturulmasına kadar, sektör için birçok fırsat sunmaktadır. Bununla birlikte, buluta bağlanmak her zaman basit değildir. Neyse ki, süreci kolaylaştırmanın yolları var.

Dünya her geçen gün daha dijital hale geliyor ve sanayi bu konuda bir istisna değil.  Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IIoT), Büyük Veri, Endüstri 4.0 ve sis, kenar ve bulut bilişim sistemlerinin yalnızca hayali kelimeler olmadığı netleşti. Bunlar hızla standart çalışma modu haline gelmektedir.

Endüstrinin bu yeni ve hâlâ gelişmekte olan gerçekliğinin ışığında, her akıllı cihazın ortak üç ana unsura sahip olduğunu anlamak önemlidir: Fiziksel bir bileşen (mekanik veya elektronik), akıllı bileşenler (sensörler, işlemciler veya kontrol üniteleri) ve ağ bileşenleri. Bu elemanların birlikte çalışabilirliği, optimizasyon ve daha fazla otomasyon potansiyeli sunmaktadır.

Ve bu cihazlar ile etkileşim uzaktan (yani, bulut aracılığıyla) yapılabildiği için, üretim yöneticilerinin sadece bir bitkinin değil, birçoğunun bütünsel bir görüntüsünü kazanmalarına izin vererek, dinamik ad hoc ayarlamaları mümkündür. Sonuç kullanıcı tarafından yönetilen veri kontrolü, uzaktan işletim ve sürekli optimizasyondur.

Bu bağlanabilirlik seviyesiyle, veri toplama ve veri dağıtımı çağdaş otomasyon başarısının temel öğeleri haline gelmiştir. Peki bağlantının ötesinde, bulut bu denklemi nasıl oluşturuyor.

Anahtar IIoT’de

Bulut sistemleri popüler bir veri toplama noktasından daha fazlasıdır. Yapısının niteliği, fiziksel üretim sistemleriyle bağlantılı olarak üretim zincirine sağlam bir omurga sağlar. Ürün ve üretim veritabanlarını, süreçleri değerlendirmek için analiz platformlarını ve operasyon sırasında üretim makinelerini otomatik olarak kontrol etmek ve optimize etmek için akıllı üretim uygulamasını destekler.

Artık bulut yardımıyla toplanabilecek ve analiz edilebilecek tüm bilgilerin kontrol derecesi, verinin kurumsal kaynak planlaması (ERP), müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) ve ürün yaşam döngüsü (PLM), yönetiminden tescilli şirket verileriyle zenginleştirilebileceği anlamına geliyor. Ayrıca, harici veriler (enerji maliyetleri, trafik veya hava durumu verileri gibi) analiz sürecine entegre edilebilir.

Endüstri için, klasik IT uygulamalarına göre bulut servislerinin avantajı, yüksek seviye esneklikte ve özellikle sistemlerin ölçeklenebilirliğinde yatar. Buna ek olarak, yönetimi basitleştirerek maliyeti düşürür çünkü bulut sistemleri; donanım, operasyonel sistemler ve ağ sistemleri gibi basit yapıları standardize etmeyi bizlere sunar.

Buluta bağlantı

Şu anda bulut sistemlerine bağlanmak çok adımlı süreçleri gerektirir. Tipik olarak, bir programlanabilir lojik kontrolör (PLC), daha sonra bulutla bağlantı kurmadan önce bir tarihçiye veya arşive bağlanan bir denetleyici kontrol ve veri toplama (SCADA) sistemine bağlanır. Sonuç olarak, klasik merkezi kontrolör kullanan klasik otomasyon piramidi yavaş yavaş yok oluyor ve bu yeni “normal”in yolunu açıyor.

WAGO’nun PLC’leri (örneğin PFC100 gibi) doğrudan bulutla bağlantı kurarak tüm bu süreçleri ortadan kaldırıyor. Güvenli bir şekilde bağlandıktan sonra, bu PLC’ler sensörler ve saha ekipmanlarından veriye erişebilir. Ayrıca, mevcut kontrol cihazlarına Modbus, EtherNet / IP veya Profibus gibi endüstriyel fieldbus protokolleri üzerinden bağlanabilirler.

Güvenlik endişeleri, her zaman olduğu gibi, çok büyük öneme sahiptir ve bulut teknolojisinin hızla çoğalması için en büyük engel olmaya devam etmektedir. WAGO PLC’ler, TLS, VPN ve bir güvenlik duvarı içeren kapsamlı güvenlik sistemleri ile donatılmıştır. Tümleşik güvenlik duvarı onaylanmış bağlantılar için güncelleştirilmiş bir beyaz listeyi koruyacaktır. TLS 1.2 ile Linux tabanlı, şifreli teknolojilerin uygulanması için, bir IPsec veya OpenVPN bağlantısıyla, PLC’den doğrudan şifrelenmiş verilerin kullanımına izin vererek uygulanabilir.  Tüm bu sistemler, mevcut ve gelecekteki tehditleri engellemek için sürekli olarak güncellenmektedir. PLC’lerimizdeki bu yüksek seviyede entegre koruma, yüksek güvenlik sağlanabileceği anlamına gelir.

Ek olarak, WAGO PLC’leri, MQTT protokolü aracılığıyla iletişim kurabilir; bu, birçok bulut servis sağlayıcısının sahadaki cihazlarını buluta bağlamak için kullandıkları, gittikçe yaygınlaşan bir iletişim yöntemidir. Bu protokolün kullanılması, PFC denetleyici ailesi arasındaki bağlantıların Microsoft’un Azure IoT Suite, Amazon Web Services, IBM Bluemix veya WAGO bulutu gibi birden çok bulut hizmeti platformuna genişletme imkânı sunar. Basit bir açılır sekme, kullanıcılara her bir platform için gerekli alanları otomatik olarak sağlarken, istedikleri bulut hizmetini seçmelerine olanak tanır. Bağlam açısından zengin bilgiler gerektiren uygulamalar için, Sparkplug open standard, herhangi bir yapılandırma gerekmeden MQTT sunucularına bağlantı sağlar.

Açıkçası, aklınızı bulutlara çıkarmanın birçok yolu var; zor kısım ise bu sırada ayaklarınızı sağlam şekilde yere basabilmektir. Neyse ki, kullanıcıların IIoT’ye olan yakınlıkları büyüdükçe, uygulanan kolay çözümler, sistemin sürekliliği adına güçlü bir dayanak kazanmasını sağlıyor.

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement

Trendler