Connect with us

Endüstri 4.0

Dahili malzeme akışında otomatik sürüş sistemleri

Yayın Tarihi:

-

Otonom araçlar için KOLLMORGEN’ın AKM yapı serisine ait 48 Volt bobinli DC servo motorları

Otonom araçlar için KOLLMORGEN’ın AKM yapı serisine ait 48 Volt bobinli DC servo motorları

Bundan daha uyumlu bir isim olamazdı. İsmini; 80’li yıllarda hızlı ve doğrudan hedefe varan yolları bulmasıyla listelerin hiti olan oyundan alan Packman 200 ile Opteq Robotics firması malzeme akışı için kendiliğinden hareket eden çözümler geliştirdi. Klasik Japon oyununda; yanlış dönüş sarı kahramanımızın obur ruhların kurbanı olacağından, oyunun anında bitmesi demektir, Hollandalı firma için de dolambaçlı yollar aynı şekilde kayıp anlamına geliyordu. Bu; hızlı malzeme akışında kaybedilen zaman demekti. Packman 200’de tahrik olarak KOLLMORGEN’ın AKM senkron servo motorları kullanılıyor, hem de 48 Volt gerilim için özel olarak ayarlanan bobinlerle.

Packman 200 yolunu kaybetmesin diye mobil robot sistemleri WiFi aracılığıyla bir filo yönetim sistemine bağlandı, bu sistem yine bir üst ERP sistemiyle haberleşerek buradan sürüş talimatlarını alıyor. Industrie 4.0 fikirlerinden yola çıkarak ağ öyle sık adımlarla çalışıyor ki, ANT(Autonomous Navigation Tool) daime doğru Packman’ı görevlendiriyor. Hangisinin doğru olduğu örneğin hedef göreve olan mesafenin uzaklığına, akünün güncel kapasitesine ve ilgili modelin verilen görevdeki kargo ağırlığını taşımaya elverişli olup olmadığına bağlıdır. „Otomatik sürüş sistemlerimiz modüler yapıdadır, bu yüzden farklı ağırlık sınıfları bulunmaktadır“, diyor
Henk Kiela, Probotics Şirket Müdürü. Güncel model 40 kilogram olan kendi ağırlığıyla, ağırlığı 150 kilograma kadar olan yükleri taşıyabilir  ve bunu da altı saatten fazla çalışma kapasitesiyle yapar. Daha sonra mobil yardımcıların yeniden yükleme istasyonuna gitmeleri gerekmektedir. Üretim adasının esnek bir şekilde birbirine bağlanması Nimwegen’in güneyinde küçük bir kasaba olan Haps’ta bulunan Hollandalı firma; kullanım alanı olarak büyük lojistik merkezlerinden daha ziyade imalat firmalarını veya klinikleri görüyor.

Üretim adasının esnek bir şekilde birbirine bağlanması
Nimwegen’in güneyinde küçük bir kasaba olan Haps’ta bulunan Hollandalı firma; kullanım alanı olarak büyük lojistik merkezlerinden daha ziyade imalat firmalarını veya klinikleri görüyor. Packman 200 burada, önceden çalışanların kat etmek zorunda olduğu ve zamanlarından çalan nakliye yollarını otomatikleştiriyor. Örnek olarak Henk Kiela; sabit bir rota kılavuzu olmayan üretim adalarının farklı şekillerde kurulabilen bağlantılarından söz ediyor. „Bizim çözümümüzdeki farklılık; rotalar için manyetik yollara ihtiyacımızın olmaması. Biz daha çok,
programlamanın verdiği serbestlik sınırları içerisinde, farklı yolları kat etme gücüne sahibiz. Bu da değiştirilebilen üretimlere entegrasyonu oldukça basit ve maliyet açısından da cazip kılıyor“ sözleriyle vurguluyor, aynı zamanda Eindhoven’da Fontys Yüksek Okulu kampüsünde mekatronik ve robotik alanında profesör olarak çalışan firma sahibi.

Mobil birimler, klasik otomasyon piramidi üzerinden bağlanarak yola çıktığından ve böylece malzeme akışını arttırdığından, Industrie 4.0’ın güçlü birer temsilcisi. Otonom akıllı araçları (autonomous intelligent vehicle / AIV) çekici kılan bir diğer husus da; bunların az bileşenli sade bir yapıda olması. İçerisine genel olarak bakıldığında; mesafelerin tespit edilmesi için bir lazer sensörü, akü takımı, Motion Control ile birlikte yüksek performanslı bir kontrol sistemi ve ayrıca çark tahriki olarak KOLLMORGEN’ın AKM serisinden gövde büyüklüğü 3 olan iki adet düşük gerilimli DC Servo motor bulunuyor.

Rezervli 48 volt tahrikler
AKM-31 normalde 400 V bobiniyle 1,3 kW değerinde bir nominal güce sahiptir. 48 Volt’a uydurulmasıyla kompakt birimler doğrudan takılmış planet şanzımanlarla birlikte 300 Watt güç tedarik ediyor. Tam entegre otomasyon sistemlerinin tedarikçisi olarak SigmaControl; Sigmatek’in S-Dias serisine ait servo güçlendiricileri KOLLMORGEN’ın motorlarıyla birlikte kullanıyor. „Bu sayede ideal çifti bir araya getirdik, direksiyon hareketi farklı devir sayılarını tekerlere iletiyor ve ayrıca akış kumandası da Motion Control’ü tam olarak üstleniyor “sözleriyle
memnuniyetini belirtiyor Frank ten Velde, SIGMATEK Hollanda’nın tek yetkili distribütörü olan Sigma Control’ün müşteri yöneticisi. Aks modülü DC 061 neredeyse 300 W nominal güç tedarik ediyor ve 48 V DC’de 6A’ya kadar daimi akıma sahip bir senkron servo motorun kontrolü için tasarlandı. Modül kısa süreli olarak 15 A değerine kadar uç akım tedarik edebildiğinden dolayı, bu modülle mobil nakliye robotlarının hareketinde gerekli olan başlangıç torklarına çok iyi şekilde hakim olunmaktadır. „Böylece tahrik teknolojisinin sürekli olarak aşırı boyutlandırılmasının önüne geçiyoruz. Böylece yerden tasarruf ediyoruz ve aküler daha az elektrik enerjisi tedarik etmek zorunda olduğundan kapsama alanını artırıyoruz. Dynamic Drives ile birlikte firma, 20 yıldan uzun süreden beri Belçika ve Hollanda’da tescilli ortak olarak KOLLMORGEN ile beraber çalışıyor.

Packman’ın başka çeşitleri için daha fazla hareket alanı olması için tasarım da ayrıca oldukça cömert şekilde yapıldı. „Çeşitliliği azaltıyoruz. Bu şekilde müşterilerimiz hem satın alma esnasında hem de daha sonraki stoklamada azalan maliyetler sayesinde kar elde ediyor“ diyerek açıklıyor ten Velde. Sistem entegratörü için güç rezervleri bu durumda sadece avantaj sağlıyor. „Sunduğumuz regülatörlerin dört ya da altı amper için olması arasında fiyat olarak
neredeyse hiç fark yok. Ancak çözüm alanı belirgin biçimde genişliyor.“ Bu bakış açısı; 48 Volt AKM servo motorların SIGMATEK-Motion-Control-System ile kombine halde, yüksek dinamik bir konumlandırmayı gerektiren uygulamaları da gerçekleştirebilmeyi mümkün kılıyor. Bu tür uygulamalar düzenli olarak ambalaj teknolojisinde örneğin etiketlemede kendine yer buluyor.

Tahrik ve kontrol teknolojisi kolayca uyarlanabiliyor
Henk Kiela, Packman 200’ün manevi babası; tahrik teknolojisinin sadece işlev ve performansının yanı sıra KOLLMORGEN ve SIGMATEK’in tahrik ve kontrol çözümlerinin programlanmasının ve konfigürasyonunun kolaylığını da değerli buluyor. „Bu sayede Packman 200’ü örneğin kolayca farklı farklı zemin koşullarına uyarlayabilme imkanı yakaladık. Sert bir alt tabakada tahrik teknolojisini, havalı lastiklere mükemmel derecede uyum sağlayabilecek şekilde optimize edebilirim“

Hollandalı yenilikçi firma asıl uzmanlık olarak sistem geliştirme ve entegrasyonuna yoğunlaştığından, mekatronik profesörü ve geliştirme ekibi gerçekleştirme kısmını „Tam da, bir projenin başlangıcında hayal ettiğimiz şekilde çalışan teknolojiyi temin ediyor“ dedikleri iş ortağına bırakıyor. KOLLMORGEN ile Sigma Control’ün ortak çalışmasının ne derece başarılı olduğu, Packman 200’ün prototipinin sadece üç ay süren kısa gerçekleştirme sürecinde belli oldu. „Tahrikleri kendi başıma nasıl birleştirebileceğimi zaten biliyorum. Ancak bu çok vakit alır.
Önceden hazırlanmış standart fonksiyonlu bağlamaya hazır bir çözüm satın alıp nesne yönelimli programlama yerine kendi robot sistemimize konsantre olursam, bu vakti kendime saklayabilirim“

Daha önemli uygulamalar için daha fazla boş alan
Mekatronik ve robotik profesörü; Packman 200 gibi sistemlerin işletme içi ürün akışını belirgin derecede verimli hale getirdiğini düşünüyor. „En az yüzde 15 oranında bir tasarruf olduğunu tahmin ediyoruz.“ Bu potansiyelin ışığında kendisi, gelecek on yıl içerisinde hareketli robotların çoktan piyasaya yayılacağını düşünüyor. Buradaki hedef personelden tasarruf etmek değil, tam tersi verimsiz işletme içi nakliye görevlerinde bu personellerin iş yükünü azaltmak. Üretim endüstrisinde kullanım alanlarının yanı sıra ona göre kliniklerdeki görevler de bunların kullanım alanına giriyor. Buradaki asıl soru şu: Neden bakım personeli zaten kısıtlı olan vaktini hastane atıklarının, yatak örtülerinin veya içeceklerin taşınmasıyla öldürsün? Verimdeki artış böylelikle hastalara daha fazla zaman harcamak için hada fazla serbestlik sağlıyor.

Rotalar farklı farklı belirlenebiliyor – bu da Hollandalıların çözümünün kullanımda oldukça esnek olmasını sağlıyor.

40 kilogram ağırlığındaki AIV’ler 150 kilograma kadar yükleri taşıyabiliyor.

Servo motorların kontrolü için Dynamic Drives, Sigmatek’in tamamen kompakt bir
kontrol çözümünü kullanıyor – aynı şekilde 48 Volt gerilimle.

Optec her iki çark için tahrik olarak KOLLMORGEN’ın AKM serisinden 48 voltluk
seçeneğiyle senkron servo motorları kullanıyor.

Programlanmış rotada engellerin olması durumunda lazer sensörü bunları tespit
ediyor ve kontrol de hemen sapma rotasını hesaplıyor.

AKM DC Servo Motor, Düşük Voltaj

İşletme içi malzeme akışı için otonom sürüş sistemleri alanının öncüleri:
Probotics’ten Henk Kiela (solda) ve Peter Janssern

Frank ten Velde, SİGMATEK Hollanda’nın tek distribütörü, SigmaControl Müşteri
Yöneticisi

Yazarın fotoğrafı
Sandra Becker KOLLMORGEN Ratingen’in Avrupa Pazarlama İletişimi’nden sorumlu

Yazan: Sandra Becker, EMEA & Hindistan Pazarlama İletişim Şefi, KOLLMORGEN, Ratingen

Endüstri 4.0

IoT çözümleri verimlilik kayıplarının önüne geçiyor

Yayın Tarihi:

-

Endüstriyel IoT teknolojisi 2030 yılına kadar dünya ekonomisine 14.2 trilyon dolar katkıda bulunacak. Skysens Kurucu Ortağı Burak Polat, endüstriyel alanlardaki en önemli sorunun verimlilik kayıpları olduğu ve IoT çözümleri ile bunun önüne geçilebileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

Dünyada endüstriyel IoT kullanılması ile elde edilmesi beklenen verim artışının ortalama olarak yüzde 30’a ulaşması bekleniyor. Bu da maliyete dönüştürüldüğünde 2030 yılına kadar dünya ekonomisine 14.2 trilyon dolar katkı sağlayacak. Skysens Kurucu Ortağı Burak Polat, endüstriyel alanlardaki en önemli sorunun verimlilik kayıpları olduğu ve IoT çözümleri ile bunun önüne geçilebileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

“Türkiye’deki seviye Endüstri 2.0 ile 3.0 arasında”

Kablosuz endüstriyel IoT alanında esnek, uygun maliyetli ve kullanımı kolay çözümleriyle fark yaratan Skysens’in Kurucu Ortağı Burak Polat, IoT çözümlerinin Türkiye’de ve dünyada kullanımına ilişkin yaptığı açıklamada “Dünyada endüstrinin gelişmiş olduğu Almanya, Danimarka, Rusya gibi ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’deki dijitalleşme seviyesi ortalamanın altında kalıyor. TÜBİTAK’ın 2016 yılında 1000 özel sektör kuruluşuyla yaptığı çalışma, ülkemizdeki endüstriyel alanlardaki seviyenin Endüstri 2.0 ile 3.0 arasında olduğunu gösteriyor. Otomotiv, gıda, kâğıt, ilaç gibi üretim süreçleri çok hızlı olan fabrikalarda otomasyon bazlı sistemlerin kullanımları nispeten daha yaygın fakat pazarın geri kalanına bakıldığında dijitalleşme oranı oldukça düşük” diyor.

“El emeğinin yoğun olduğu tekstilde otomasyon kullanım oranları düşük”

Tekstil gibi el emeğinin çok yoğun olduğu fabrikaların dijitallik seviyelerinin -otomasyon sistemlerinin kullanım oranları- ise düşük olduğunu ifade eden Polat; “Bu tarz sektörlerde standart otomasyon sistemlerinin kurulması oldukça zor ve maliyetli oluyor; dolayısıyla verimliliği ve üretimi hem kalite hem de adet olarak ölçümlemek ve iyileştirme amaçlı aksiyon almak mümkün değil. Verimlilik tüm endüstrilerden bağımsız olarak; kaynak yönetimini; maliyetleri, kayıpları, üretim kalitesini etkileyen oldukça önemli bir konu. Küçük ya da büyük tüm endüstriyel alanların verimliliği ölçümlemeye ihtiyacı var. Şirketler bu ölçümlemeyle elde edeceği detaylı analiz ve raporlamalar sayesinde geleceğe yönelik yatırım kararını mantıklı şekilde verebilir. IoT çözümlerinin yaygınlaşmasıyla verimlilik takibi yapmak eskisinden daha kolay hale geliyor.

Kablosuz sistemler, alternatif teknolojiler ve entegre yazılımların gelişmesi ile fabrikalarda daha ulaşılabilir, daha pratik sistemler kullanılabiliyor.

Skysens olarak biz de sunduğumuz çözümlerle müşterilerimize verimliliklerini artırabilecekleri ve anlık olarak üretim alanlarını takip edebilecekleri düşük maliyetli çözümler sunuyoruz. Şu ana kadar tamamladığımız projelerde verimlilik artışlarının yüzde 20 ile yüzde 40 arasında değiştiği sonuçlarına ulaştık” diye belirtiyor. 

Devamını Oku

Endüstri 4.0

Bulut teknolojileri hayatımızda neleri değiştiriyor?

Yayın Tarihi:

-

Yarının kentlerinde dijital altyapı demek hiç tereddütsüz “bulut bilişim” demek. Kentleşme hızla sürüyor ve 2045 yılına gelindiğinde dünyada yaklaşık 6 milyar insanın kentlerde yaşayacağı tahmin ediliyor. Akıllı park alanları, akıllı asansörler, sürücüsüz otomobiller, trenler ve metro sistemleri, akıllı sistemlerle yönetilen çiftlikler, enerji santralleri ve dağıtım sistemleri vs. Bunların hepsi bulut altyapısı sayesinde daha kolay ve güvenli şekilde yönetilirken, sürekli toplanan veriler anında analiz edilerek çok daha verimli ve etkin bir çalışma sistemi yaratılacak. 

Veri analizi, yapay zekâ ve diğer ileri teknolojiler yayıldıkça özellikle küçük ve orta ölçekli şirketlerin operasyonları dönüşüm geçirecek. Pek çok farklı ekosisteme hizmet eden binlerce farklı bulut platformundan oluşan “sanayi bulutu” ise neredeyse tüm KOBİ’lerin ana yatırım ve altyapı kalemi haline gelecek. Örneğin “önleyici bakım” bulut sistemleri, bir şirketin hizmet veya üretim hattındaki olası sorunları önceden kestirip gerekli uyarı, bakım ve tamir süreçlerini otomatik olarak harekete geçirerek işlerin kesintisiz sürmesini sağlayacak. Benzer şekilde buluttaki merkezi bankacılık yazılımları, saniyede yüzbinlerce işlemi tarayarak olası yolsuzlukları anında tespit edip, gerekli süreçleri devreye alacak. Kısacası buluttaki veri analiz ve takip sistemleri, birer destek birimi olmaktan çıkıp operasyonlarda ana omurgayı oluşturacak

Yapay zekâ buluttan seslenecek

Bugün için “yükselen” teknolojilerden biri sayılan yapay zekânın buluta taşınması ve 10 yıllık süreçte özellikle mobilde kullanılır hale gelmesi, bulut bilişim sayesinde mümkün olacak. Neticede 2011’den beri en büyük BT platformu olan mobilin egemenliği söz konusu. Kapladığı yer hızla artan e-posta, mesajlaşma, internette gezinme ve medya işleme görevleri için gereken işlemci gücünün önemli bir bölümünün buluttaki sunuculardan sağlanacağı, artık genel kabul gören bir öngörü. 

Hızlı tepki süresine ihtiyaç duyan yapay zekâ uygulamalarının talep ettiği; özellikle de yapay zekânın “öğrenme” sürecinde gerekecek olan; işleme gücü böylece mobil cihazla bulut arasında paylaştırılmış olacak. Özetle eğitimini “bulut”ta sürdürecek olan yapay zekâ; öğrendiklerini mobil cihazlar üzerinden gerçek hayata yansıtacak. 

Veri tüketimi şekil değiştiriyor

Her saniye yaratılan ve tüketilen veriler 10 küsur yıl içinde artık tamamen bulutta saklanıyor olacak. Ancak bir farkla: Bugün ağırlıkla eğlence amaçlı kullanılan ve bulutta barındırılan videoların toplam hacmi geometrik olarak artacak olsa bile; güvenlik, takip ve reklam amaçlı videolar bulutta en büyük yeri işgal edecek.

Bulut bilişim yeni bir fikir değil ancak toplumları götürebileceği nokta tahminlerin ötesine geçmiş durumda. Gelecek 10 yılda da bugünkü öngörülerin çok daha ötesinde bir noktaya ulaşılması olası.

Devamını Oku

Endüstri 4.0

Rakamlarla nesnelerin interneti

Yayın Tarihi:

-

Yazar:

Nesnelerin interneti olarak bilinen IoT, nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağıdır. Bu kavramın son yıllarda daha sık karşımıza çıkmasında, IoT’nin geleceğin en güçlü büyüme unsurlarından biri olarak gösterilmesi rol oynamıştır.

Nesnelerin interneti teknolojilerine olan ilgi çığ gibi büyüyor. Yapılan araştırmalara göre sektör hacmi yakın zamanda 1 trilyon doları aşacak. IDC tarafından yayımlanan son rapor da bu iddiaları güçlendiriyor. IDC’ye göre, 2020’ye gelindiğinde nesnelerin interneti 1 trilyon dolarlık pazara sahip olacak. 2021 yılında ise 1,1 trilyon dolarlık işlem hacmi bekleniyor.

Nesnelerin interneti teknolojileri ile geliştirilen donanım, yazılım, güvenlik ve finansal hizmet pazarının bu yıl sonuna kadar 674 milyar dolar hacmine ulaşması öngörülürken, gelecek yıl için yapılan tahmin ise 772,5 milyar dolar seviyesinde.

Zion Market Research’ün yaptığı son çalışmaya göre de, Endüstriyel İnternet (IIoT) pazarının küresel büyüklüğü 2017 yılında 145.81 milyar dolar olarak hesaplandı. Pazarın 2023 yılında yaklaşık 232.15 milyar dolara ulaşması beklenirken, 2018 ve 2023 yılları arasındaki büyüme oranının yaklaşık %8,06 olacağı öngörüldü.

2020’de 50 milyar cihaz birbirine bağlanacak

Cisco’nun tahminine göre, bugün itibariyle 15 milyar olan bağlantılı cihaz sayısı, 2020’ye kadar dünya genelinde 50 milyara ulaşacak. GE’nin tahmini de 2020’de 50 milyar cihazın internete bağlanacağı yönünde. Intel ise bu konuda daha agresif bir tahmin ileri sürerek, 2020’ye kadar 200 milyara yakın cihazın bağlantılı olacağını iddia ediyor. Ocak ayında düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’nda yayınlanan Accenture’ın raporunda ise Endüstriyel İnternet’in 2030 yılında küresel ekonomiye 14 trilyon dolar ekleyebileceği belirtiliyor.

Business Insider’ın 2018 yılında yayınladığı 2016 ve 2017’yi kıyaslayan IoT raporunda, 2025’te 55 milyardan fazla IoT cihazı olacağı tahmin ediliyor. Dünya çapında 400’den fazla anahtar konumdaki yöneticiden derlenen bilgilere göre, son birkaç yıldır adeta bir trend haline gelen IoT, zamanla daha da popülerleşecek ve şu anki pazar hacmini altıya katlayacak. Raporda en çok dikkat çeken detaylardan birisi ise firmaların orta vadede IoT yatırım planlarını daha büyük ölçeklere taşımış olmaları. Raporda, 2017 ve 2025 arasında 15 trilyon dolara yakın bir IoT yatırımı yapılacağı belirtiliyor.

Pazar lideri Çin

Dünya çapında mobil operatörlerin çıkarlarını temsil eden bir organizasyon olan GSMA tarafından yayınlanan rapora göre endüstriyel IoT pazarında Çin’in üstünlüğü her geçen gün artıyor. Bunun başlıca nedeni olarak sektörün devlet tarafından güçlü bir şekilde desteklenmesi ve Çin’de hızla gelişen makine öğrenmesi teknolojisi gösteriliyor.

GSMA’ya göre Çin, IoT pazarının üçte birini oluşturuyor. 2025 yılında tüm dünyada 13,8 milyar IoT bağlantılı cihazın bulunacağı, bu cihazların 4,1 milyarının Çin’de bulunacağı öngörülüyor.

Bu kadar hızlı büyüyen IoT’nin bu hızını koruyabilmesi için bazı engelleri aşması gerekiyor. Bu engellerin en başında ise güvenlik kaygıları geliyor.

En önemli harcama kalemi “güvenlik”

Nesnelerin İnterneti (IoT) tabanlı saldırılar günümüz siber dünyasının en büyük güvenlik sorunlarından birini oluşturuyor.

HP’nin 2015’te yaptığı bir IoT araştırması; o dönemde, bulut ve mobil uygulama bileşenleri kullanan cihazların %80’inin parolalarının yeterli karmaşıklık ve uzunluk gerektirmediğini, ayrıca cihazların %70’inin şifrelenmemiş şebeke hizmeti kullandığını ortaya koydu. HP’nin bu raporundan bir yıl sonra, Ekim 2016’da Kuzey Amerika’da meydana gelen ve internetin bazı kısımlarını kullanılmaz hale getiren “Hizmet Reddi” (DNS) saldırısı, siber saldırılara karşı alınması gereken güvenlik önlemlerinin önemini artırdı.

Dünyanın önde gelen araştırma kuruluşlarından biri olan Gartner tarafından yapılan yeni bir araştırma ise kuruluşların yaklaşık %20’sinin son üç yılda, en az bir IoT tabanlı saldırıya maruz kaldığını ortaya koydu.

Güvenlik harcamaları %28 arttı

Gartner’ın Mart ayında yayınladığı “Forecast: IoT Security, Worldwide 2018” adlı rapora göre, nesnelerin interneti cihazlarına güvenlik sağlamak giderek pahalılaşıyor. Analist firma, 2017 yılında 1,2 milyar dolar olan IoT güvenlik harcamalarının 2018 yılında %28 artışla 1,5 milyar dolara ulaşacağını belirtirken, IoT güvenliğinin 2021 yılında 3.1 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Sensörler, robotlar ve uzaktan bağlantı sunan akıllı cihazların, genellikle bulut tabanlı hizmetler üzerinden kullanılması ve otomasyonun geliştirilmesi, Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IoT) ya da Dördüncü Sanayi Devrimi olarak tanımlanan dönüşüm kapsamında değerlendirildiğinde; IoT güvenliği enerji, petrol, gaz, ulaştırma ve üretim gibi operasyonel teknolojiyi kullanan sektörleri birinci derecede etkiliyor.

Gartner, dünya çapındaki güvenlik harcamalarında yıllık olarak istikrarlı bir artış öngörüyor. Ancak IoT için 2020 yılına kadar bu durum geçerli değil. IoT güvenliğine yönelik büyümenin önündeki en büyük engel olarak, IoT güvenlik planlamasında güvenlikle ilgili üçüncü parti uygulamalara öncelik verilmesi gösteriliyor. Rapora göre, bu durumun IoT güvenliği üzerindeki potansiyel harcamayı %80 oranında engelleyeceği bildiriliyor.

Makoto Consulting Group danışmanlarından Steven Perry ise, IBM “The developer Works” için hazırladığı makalesinde, güvenliği ciddiye alan IoT cihaz üreticileri olduğunu ancak ucuz cihaz üreticilerinin ürünü hızlı kurmayı kolaylaştırmaya odaklandıklarının üzerinde duruyor. Perry, birçok IoT cihazının şifrelemeyi desteklemediğini belirtirken, kullanmayı düşündüğümüz cihazları araştırırken şifrelemenin yeterli ölçüde sağladığından emin olmak için ödevimizi gerçekten iyi yapmamız gerektiğini de vurguluyor.

Gartner, IoT güvenlik deliklerinin, özellikle ağır bir şekilde düzenlenmiş olan sağlık ve otomotiv gibi endüstriler için gelecekte ele alınacağını tahmin ediyor. Gartner ayrıca 2021 yılına kadar, IoT güvenliğinin, endüstri ve hükümet yönetmeliğine uyma gereği nedeniyle giderek artacağını öngörüyor.

Raporda, 2021 yılına gelindiğinde, mevzuata uygunluğun IoT güvenlik sektörü için odak noktası haline geleceği tahmin ediliyor. Üreticilerin, kritik altyapı korumasını geliştirmeyi amaçlayan çeşitli yönetmeliklere uymak zorunda kalmaları, IoT güvenliği yatırımlarının hız kazanmasında en önemli faktör olarak göze çarpıyor.

Fırsatları doğru değerlendiren şirketler daha mı başarılı olacak?

Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojileri, sağlık, perakende, otomotiv ve taşımacılık dahil olmak üzere birçok sektörü dönüştürmeye hazır durumda ve bu endüstriler için, güvenilirliği, üretimi ve müşteri memnuniyetini önemli ölçüde artırması bekleniyor.

Ancak arabaları, evleri, giyilebilir teknolojileri, günlük kullanım ürünlerini, şehirleri hatta stadyumları “bulut”a bağlayan IoT bu kadar popüler olmasına ve sürekli kullanılmasına rağmen tüketicilerin %80 gibi büyük bir oranı, hâlâ IoT’nin ne anlam ifade ettiğini ve IoT’den nasıl yararlanacaklarını bilmiyorlar.

Gartner Araştırma Başkan Yardımcısı Mark Hung, nesnelerin internetinin iş ve teknolojide en tanıdık ve belki de en çok hecelenen ifadelerden biri haline geldiğini, IoT’nin en büyük engelinin, çoğu işletmenin bu teknolojiyle ne yapacağını bilmemesi olduğunu ileri sürüyor.

Bu nedenle IoT teknolojilerinin ve çözümlerinin, yeni iş modelleri için operasyonel iyileştirmelerin, yeni geliştirilmiş ürün ve hizmetler ile nasıl fırsatlar yaratacağını anlayan şirketlerin, bu süreçte başarılı olacağı öngörülüyor.

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com